« Önceki | Sonraki »

Bakan Unakıtan 3 Gün Süre Verdi



Vergi borçlarının yıllık yüzde 3 tecil faizi ile 18 ay süreyle taksitlendirilmesi için düzenleme yapıldığına işaret eden Unakıtan, başvuruların 28 Kasım’a kadar alınacağının altını çizdi.

Unakıtan'dan internet kullanıcılarına müjde 

Unakıtan, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda Bakanlığının 2009 Yılı Bütçesinin sunuşunu gerçekleştirdi. Ocak-Eylül döneminde vergi inceleme elemanlarınca yapılan vergi incelemeleri sonucunda 72 bin 166 adet vergi inceleme raporu düzenlendiğini anlatan Unakıtan, şu bilgileri verdi:

“Bu incelemeler ile 45.9 milyar YTL’lik matrah incelemeye tabi tutulmuş, 190.3 milyar YTL matrah farkı tespit edilmiştir. Bu yıl içinde yapılan tarhiyat öncesi ve sonrası uzlaşmalar sonucunda 617 milyon YTL’si vergi aslı ve cezası, 344 milyon YTL’si gecikme faizi olmak üzere toplam 961 milyon YTL tahsilat sağlanmıştır.”

28 KASIM’A KADAR BAŞVURUN, BİR DAHA AF YOK 

Vergi borçlarının yıllık yüzde 3 tecil faizi ile 18 ay süreyle taksitlendirilmesi için düzenleme yapıldığına işaret eden Unakıtan, başvuruların 28 Kasım’a kadar alınacağının altını çizdi. Unakıtan, “Orda burda kulağıma laflar geliyor, söylentiler duyuyorum: İlerde belki af olur. Affı artık biz sildik. Vergi afları artık gelmeyecektir. Vatandaşları uyarıyorum; 28 Kasım’a kadar müracaat etsinler, 18 taksitten istifade etsinler” dedi.

KÜÇÜK ESNAFTAN VERGİ ALINMAYACAK

Yeni Gelir Vergisi Kanunu yazım çalışmalarının son aşamaya geldiğini belirten Unakıtan, şunları söyledi:

“Bu yeni kanunda, serbest piyasa ekonomisiyle uyumlu, gelişmiş ülke örnekleriyle paralel, yatırımları ve istihdamı teşvik edecek ve vergiye gönüllü uyumu sağlayacak geniş tabanlı bir vergi sisteminin oluşturulmasına yönelik bir takım düzenlemeler öngörülmektedir. Esnaf ve sanatkarlara ilişkin vergileme rejiminin yeniden düzenlenerek, küçük esnaf ve sanat erbabının cüzi bir harç alınmak suretiyle gelir vergisinden muaf tutulması, diğer esnaf ve sanatkarların vergilendirilmesinde ise daha kolay uygulanabilir bir sistem oluşturulması da söz konusu kanunda yer alacak düzenlemeler arasındadır. Gelir Vergisi Kanununun yeniden yazılmasıyla birlikte Veraset ve İntikal Kanunu da yürürlükten kaldırılacaktır. Bu kanunda yer alan ivazsız suretle vaki intikaller ise Gelir Vergisi Kanunu kapsamına alınacaktır.”

Unakıtan, 1961 yılında yürürlüğe giren Vergi Usul Kanunu’nun da gözden geçirileceğini ifade etti. 

Kaynak :
http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/10438543.asp?gid=229

Sinan Aydemir

Yorum (0) Yorum yaz!

Can Dündar: Çarşaflıyı bırakın, asıl kocasının ne işi var CHP’de?

Doğrusu ben çarşaflı bir kadının CHP’ye üye kaydedilmesini hiç yadırgamadım.
Baykal’ın dediği gibi “Bir insanın kılık kıyafetine bakıp onun düşüncesini ya da ahlaki kimliğini etiketlemek mümkün değildir”.
Doğru da değildir.
Önceki gün NTV, bu açılımın mimarı olarak tanıtılan CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin’in açtığı Cumhuriyet Halkevleri kurslarına katılan kadınlarla röportajlar yaptı. Kadınların çoğu türbanlıydı. Bir tanesi, makyajlı çehresini kameraya döndü ve dedi ki:
“Eve kapanmıştım. Bunalıma girmiştim. Nihayet burada kendime geldim.”
Siyasetin Türkiye’ye sağlayabileceği en büyük fayda, bu sosyalleşmedir.
O yüzden CHP kendi sınırlarını aşmak, Türkiye’nin önünü açmak istiyorsa hızla kitleselleşmeli ve AKP’nin yaptığı gibi, kadını evinden dışarı, partiye, kursa, siyasete çekebilmelidir.
Yakasına rozet takılan kişi, yarın rozetiyle kıyafeti arasında bir uyumsuzluk hisseder ve yeni arayışlara girerse siyaset, üzerine düşeni yapmış demektir.
* * *
Bence üyeliği yadırganması gereken asıl kişi, yakasına rozet takılan çarşaflı kadın değil, onun Sultanbeyli Belediye Başkanlığı için aday adayı olan kocasıydı.
Geniş ailesini Baykal’ın arkasına yığıp fotoğraf çektiren Ercan Karabayır, Sabah muhabirinin eşiyle görüşme isteğini reddederken şöyle diyordu:
“Kayınpederim Erzurum’dan arayıp ‘Kadın kısmı gazeteye, televizyona çıkar mı’ diye bana kızdı. Ben de aynı şekilde düşünüyorum. Eşim sadece kadın kollarıyla çalışacak. Ben bu yolda tek başıma yürüyeceğim. Biz kadının çok göz önünde olmasını istemeyiz. Bizde kadın geleceği yapar. Gelecek, çocuk yetiştirerek yapılır.”
“Anadolu’ya özgü bir mutaassıplık“ filan değildir bu; Anadolu insanının büyük çoğunluğu eşiyle tarlada, düğün dernekte bir aradadır. Bence parti kapısından sokulmaması, tersine mücadele edilmesi gereken zihniyet budur.
“Bir insanın kılığına kıyafetine bakıp onun düşüncesini etiketlemek mümkün değildir”, ama kadını kuluçka makinesi gibi gören düşüncelere sahip birini, takım elbisesine bakıp partiye almak, hele ki aday yapmak “takiye”dir ve partinin “çağdaş, ilerici” çizgisini, kuruluş temellerini hiçe saymaktır.
* * *
Ama dikkat ettiyseniz CHP’de “çarşaflı açılımı”ndan rahatsız olan kadınlar bile bunu dile getirmiyor.
O kadar şekilciler ki, kravat taktığı sürece “peçeci” bir başkan adayına itirazları yok.
Ama ne düşündüğünü bile bilmedikleri bir kadını sırf “peçeli” diye yargısız dışlayabiliyorlar.
Üniversitede türban tartışmasında da itirazımız buydu hep:
Aynı fikre sahip erkeklere kapılar açılırken, genç kızlar örtüleri yüzünden okutulmama cezasına mahkûm ediliyorlardı.
Sultanbeyli töreninin bir “seçim şovu” olduğunu, “açılım” söyleminin de birkaç aya kadar unutulacağını bilsem de bu yaklaşımı destekliyorum.
Önemli olan soru şudur:
“Kadın evde çocuk yapar, erkek dışarıda politika” zihniyetinden nasıl kurtulacağız?
Kadınları bu zihniyetin elinden kurtaracak, “zincirlerini kıracak” en önemli manivela, siyasettir.
Siyasetin kapıları, bu mücadeleye sonuna kadar açılmalıdır.

Kaynak:
http://www.milliyet.com.tr/Yazar.aspx?aType=YazarDetay&ArticleID=1018370&b=&ver=75

Yorum (0) Yorum yaz!

Abdüllatif Şener: Yeni parti seçimden sonra

Devlet eski bakanlardan Abdüllatif Şener bir otel açılışına katılmak üzere Malatya'ya gelirken uzun bir konvoyla havaalanında karşılandı. Otel açılışına katılan Şener, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a eleştirilerde bulunurken, iktidara gelmeleri halinde, başta dokunulmazlıklar olmak üzere çok sayıda değişikliler yapacaklarını söyledi.



Şener, Anavatan Partisi eski il başkanı, işadamı Yusuf Aksaç tarafından yaptırılan 4 yıldızlı ‘Aksaç Oteli'nin açılışına katıldı. Abdüllatif Şener ülke sorunlarına kalıcı çözüm bulunması için yeni bir parti ve siyasi vizyona ihtiyaç olduğunu anlatırken, Türkiye'nin yeni bir sese, soluğa ihtiyacı olduğunu savundu. Şener, “Geçmişte söylenen sözler geride kaldı bugün yeni şeyler söyleme zamanı gelmiştir. Türkiye'nin yanlışlıkları ve gidişattaki eksiklikleri, bozuklukları baştan sona değiştirmek için geliyoruz. Bu sorumluluk duygusu içinde kararımızı verdik. Türkiye'nin yeni bir siyasi harekete, yeni bir siyasi partiye ihtiyacı var. Sizden aldığımız enerjiyle yerel seçimlerden sonra yeni bir siyasi partiyi kurmaya karar verdik” dedi.

Abdüllatif Şener, tarih boyunca birçok yöneticinin hukuk karşısında hesap verdiğini anlatırken Türkiye'de son 6 yılda kimsenin dokunulmazlığını kalkmadığını ve dünyanın yolsuzluklar ve soygunlarla ilgili olarak Türkiye’yi konuştuğunu savundu. Şener şöyle devam etti:

“Şunu kesinlikle belirtmek istiyorum ki bundan sonra ki gelişlerimizde dokunulmazlık zırhına bürünerek burada olmayacağız. Yani şu anda buraya dokunulmazlık zırhını çıkararak aranızdan biri olarak geldim. Bundan sonrada buraya dokunulmazlık gömlekleriyle gelmeyeceğim. Kuracağımız parti milletvekili dokunulmazlığına son verecektir. Hz. Ömer de, Hz. Ali de, Fatih Sultan Mehmed de vatandaşlar gibi kadının huzuruna çıkıp yargılanmıştır. Meclis'te yüzlerce dokunulmazlık dosyası var. Dünyada Türkiye'deki yolsuzluklardan söz ediliyor. Hergün televizyonlarda, kulislerde ve vatandaşların arasında bu ülkedeki yolsuzluk ve soygunlardan bahsediliyor. Çok sayıda dosya var ama hiçbirinin dokunulmazlıkları kaldırılmıyor. 6 yıldan beri kimsenin dokunulmazlığı kaldırılmadı. 16 yıl milletvekilliği yaptım ve Meclis'e tek dokunulmazlık dosyam gelmedi. Bunu içinizden biri olarak söylüyorum. 16 yıl milletvekilliği yaptım bunun 6 yılı bakanlıkta geçti. 10 yıl muhalefet partilerinde görev yaptım. Bu 16 yılda tek dokunulmazlığın kaldırılması talebiyle dosya meclise gelmemiştir. Ama bugün Meclis'te yüzlercesi var. Her türlü soygunun koruma altına alındığı bir Meclis bu ülkenin taleplerine uygun değildir. Onun için ilk önce bunu değiştireceğiz.”
Türkiye’'e kapalı kapılar ardından çok işler yapıldığını ve halkın hiçbir şeyi bilmediğini iddia eden Şener, Türkiye'yi şeffaf bir ülke yapmak için çalışacaklarını söyledi. Ülkede yüzü gülen kimse kalmadığını belirten Şener konuşmasında, şöyle devam etti:

“Sır perdeleri altında Türkiye'de kaynakların nasıl dağıtıldığını hiç kimse bilmiyor. Diyoruz ki herkesin cebindeki 100 liranın 25 lirasını siyaset kullanıyor. Ne alırsanız alın bir şekilde siyaset paranızı kullanıyor. Devlete ait işletmeler satılıyor. Tüm bunlar kime satılıyor bilen var mı? Yoktur. Ancak, bizim iktidarımızda bunlar şeffaf olacak. İnternet sitelerinde olacak ve bilgisayar kullanmasını bilen her vatandaş bir tuşla devletin kaynaklarının nerelere aktarılacağını bilecek. Bunu bir başkası yapamaz. Sırtında küfe olanlar bunu yapamaz ancak bu siyasi hareket bunu yapar. Söylenecek çok söz var Türkiye’nin her yeri yangın yerine dönmüş. Herkes geçim sıkıntısı içinde yaşama mücadelesi veriyor. Geleceğinden endişe etmeyen insan kalmamış vaziyette. Ülke nereye gidiyor, siyaset nereye gidiyor. Biz duyarlı insanlar olarak bunları düşünüyoruz ve çıkış yolu arıyoruz. İki şeyi düşünüyoruz birincisi, 1.5 yıl önce bir genel seçim oldu. Yapılan seçimde yetki verdiğiniz, güç verdiğiniz iktidara taşıdığınız sorumlular seçimlerden bu yana bu ülkede ki hangi kötü gidişe dur dedi. İyi güzel olan ne yaptılar. Bu ülkede fabrikalar artmaya ve yatırımlar çoğalmaya mı başladı. Bu ülkede işsizlik azalmaya mı başladı. Bu ülke insanının yüzü güldü mü? Memurun işçinin emeklinin hangisinin yüzü gülüyor. Kavga etmek bu ülkenin vatandaşlına hiçbir şey kazandırmıyor. Bu ülkenin sevgiye hoşgörüye ihtiyacı vardır.”

Abdüllatif Şener, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın kısa süre önce “Biz kavgadan yana değiliz” derken şaşırdığını bildirirken, “Her gün kavga ederken ve kavga bir sanattır' derken nasıl kavganın tarafı olunmaz? Bu laftan sonra hızını alamadı ve ABD'de yapılan seçimlerden sonra Obama'ya bir mektup yazdı ve o mektupta ‘Dik dur ama kavga yapma' dedi. Önce biz bir önümüze bakalım. İçinde olmayan, kendinde olmayan bir şeyi sen nasıl başkasına öneriyorsun” dedi.

Kaynak:
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/10369061.asp?gid=229

Yorum (0) Yorum yaz!

Berlusconi'nin Utandığı Anlar

İzmir'e gelen İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi'ye Başbakan Erdoğan öyle bir laf etti ki konuk başbakan ne yapacağını bilemedi.



“Geçen yıl temmuz ayındaki telefon görüşmemizde sayın Silvio bu tür bir zirvenin yapılmasını teklif etmişti. Ben de İzmir'de yapılmasını önermiştim. Aslında EXPO 2015'i kazanırız diye düşünmüştüm ama biz kazanamadık, Milano kazandı” dedi. Bu sırada İtalyan Başbakan Berlusconi, EXPO'yu Milano'nun kazanmasından dolayı sanki mahcub olmuş gibi sırtını dönerek yüzünü elleriyle kapattı.

Başbakan Erdoğan da gülerek, “Zaten dostuz, bu zirveyi burada yaparak İzmir'i de gösterelim dedik. Fakat Silvio'nun yanındaki mesai arkadaşları, zirvenin saatini saat 17.00'ye, hava karardıktan sonraya koyunca, tam olarak İzmir'i de gösteremedik. Ancak sorumluları belirledik” diye konuştu.

Erdoğan'ın bu sözlerinin ardından Berlusconi'nin İtalyan heyetine yaptığı el hareketi salonda gülüşmelere neden oldu.

Basın toplantısı sırasında hem Başbakan Erdoğan hem de konuk başbakan Berlusconi sık sık birbirleriyle dokunarak da temas kurdu.

BERLUSCONİ DÜŞÜYORDU

Basın toplantısından sonra da el sıkışıp kucaklaşan iki başbakan kürsüden birlikte inerken Berlusconi ayağı boşluğa gelince düşme tehlikesi atlattı. Berlusconi'yi belinden tutan Erdoğan düşmesini engelledi. İki heyet daha sonra yemeğe geçti.

Kaynak  : http://www.hurriyet.com.tr/gundem/10348399.asp?gid=229

Sinan Aydemir

Yorum (0) Yorum yaz!

Obama'dan Tarihi Konuşma


ABD’nin 44’üncü başkanlığına seçilen ve ülkenin ilk siyah başkanı
olarak tarihe geçen Barack Obama, "Amerika’nın hala her şeyin mümkün olduğu bir
ülke olduğundan, kurucularımızın rüyasının günümüzde hala canlı olduğundan hala
şüphesi olan, demokrasinin gücünü hala sorgulayan birileri varsa, bu gece size
cevaptır!" dedi.
Chicago’da kendisini bekleyen onbinlerce kişilik taraftar topluluğuna,
kurşun geçirmez camların arkasından seslenen Obama, ABD başkanlığını kazanmasının
ardından ilk zafer konuşmasını gerçekleştirdi.
Obama, ABD’den şüphesi olanlara karşı genç, yaşlı, zengin, fakir,
Demokrat Partili, Cumhuriyetçi Partili, siyah, beyaz, Hispanik, Asyalı, Amerikan
yerlisi, eşcinsel, eşcinsel olmayan, özürlü ve özürlü olmayan bütün Amerikalılar
tarafından, Amerikalılar’ın, sadece bir bireyler topluluğu, kırmızı ya da mavi
eyaletler topluluğu olmadığı, daima "Amerika Birleşik Devletleri" olduğu ve
olacağı mesajının verildiğini vurguladı.
Dinleyicilerin büyük kısmının, Obama’nın konuşmasını göz yaşları içinde
dinlediği görüldü. Obama, "bu seçim, bizim alaycı ve şüphecilere cevabımızdır. Bu
gece yaptığımız şey, Amerika’ya değişimi getirdi" dedi.
Cumhuriyetçi Partili rakibi John McCain’den tebrik mesajı aldığını
söyleyen Obama, McCain’in seçim kampanyası sırasında uzun ve zorlu bir savaş
verdiğini belirtti ve hem McCain’i hem de başkan yardımcısı adayı Sarah Palin’i
tebrik etti. Obama, "ülkeyi yenilemek için", onların yardımına da ihtiyaç
duyduğuna işaret etti ve kendisine oy vermeyenlerin de başkanı olacağını
vurgulayarak uzlaşma mesajı verdi.
Obama ile birlikte ABD’nin başkan yardımcısı seçilen Joe Biden’a da
teşekkür eden Obama, ABD’nin ilk siyah başbayanı olacak olan eşi Michele Obama’ya
da ayrıca teşekkür etti. Kızları Sasha ve Malia’ya da seslenen Obama, "ikinizi de
tahmininizin ötesinde seviyorum. Beyaz Saray’a bizimle beraber götüreceğimiz o
köpek yavrusunu hakkıyla kazandınız" dedi. Obama’nın kızlarına, zorlu seçim
kampanyasının sonunda bir köpek yavrusu almaya söz verdiği yönünde haberler
bulunuyordu.
Kanserden ölen anneannesinin bu tarihi günü görememesinden duyduğu
üzüntüyü dile getiren Obama, "bütün kızkardeşlerim ve erkek kardeşlerime teşekkür
ediyorum" dedi.
Seçim kampanyasının yöneticisi David Plough ve baş strateji uzmanı David
Axelrod’a özellikle teşekkürlerini ileten Obama, "Onlara minnettarım. Bu ekip ABD
tarihindeki en iyi seçim kampanyası ekibidir. Ayrıca şunu hiç unutmayacağım. Bu
zafer bana ait değil. Bu zafer size ait. Bizim seçim kampanyamız, Washington’ın
arka bahçesinde başlamadı. Sizin gönderdiğiniz 5 dolar, 10 dolar, 20 dolarlarla
başladı. Bu sizin zaferiniz" diye konuştu.
-"ÖNÜMÜZDEKİ YOL UZUN VE ZORLU"-
Obama, bugün seçimi kazanmayı kutlamakla birlikte yarın ülkenin
problemleriyle yüzleşmek gerekeceğine işaret etti ve "İki tane savaş var,
gezegenimiz tehlikede ve finansal bir krizin içindeyiz" dedi. Ülkede yeni bir
enerji olduğunu belirten Obama, "Önümüzdeki yol uzun ve zorlu olacak. Belki
önümüzdeki 4 yılda istediğimiz yere gelemeyeceğiz. Ama size söz veriyorum, bir
gün hedeflerimize ulaşacağız. Evet, yapabiliriz!" ifadelerini kullandı.
Hatalı başlangıçlar ve geri tepmeler olabileceğini, iktidardaki her
tercihinin herkesçe kabul görmeyebileceğini vurgulayan Obama, her durumda halka
karşı dürüst olma sözü verdi ve ülkeyi tuğla, tuğla, sokak, sokak birlikte inşa
edeceklerini söyledi.
ABD’de Wall Street zenginlikleri yaşarken, "diğer sokakların" sıkıntı
çekmesinin önüne geçeceğini belirten Obama, "Biz bu seçimi alçakgönüllülükle
kazandık ve bölünmeleri iyileştirme kararlılığımızı da sürdürüyoruz" dedi.
Kendisini dünyanın farklı köşelerinden dinleyenlere de seslenen Obama,
"ABD’de bugün yeni bir liderlik doğdu" diyerek önemli bir mesaj verdi. Obama,
dünyaya zarar vermek isteyenleri yenecekleri ve barışın yanında olanları da
destekleyeceklerini, "demokrasi, özgürlük, fırsat, umut" gibi ideallerin peşinde
gideceklerini söyledi.
Obama’nın konuşmasının en ilginç yönlerinden biri de, 106 yaşındaki
Atlantalı Ann Nixon Cooper’dan bahsetmesi oldu. Cooper’ın, bir asrı aşkın
yaşıyla, kadınların oy kullanamadığı, siyahlara ayrımcılık yapılan bir dönemden
geçtiğini anlatan Obama, bu seçmenin bugün elektronik oy kullanma makinasının
ekranına dokunarak oy kullandığını söyledi. Obama, ABD’nin aya ayak bastığını,
Berlin duvarının yıkıldığını gören yaşlı kadının varlığının önemli bir mesaj
olduğunu belirterek, ABD’nin çocuklarının, kendi kızlarının, bu kadar uzun yaşama
şansı bulurlarsa, daha iyi bir dönemde yaşamasına imkan sağlayacak şekilde
yaşaması yönünde herkesin çaba harcamasını istedi.
Obama konuşmasını, "Tanrı sizi ve ABD’yi korusun" diyerek bitirdi.
-İZLENİMLER-
ABD Başkanı seçilen Obama konuşmasını yapmak üzere Grant Park’ta kurulan
kürsüye eşi Michael Obama ve iki kızıyla birlikte geldi ve Chicagolular’ı eşi ve
çocuklarıyla birlikte selamladı. Obama konuşmasının sonunda ise başkan
yardımcılığına seçilen John Biden ile birlikte kalabalığa veda etti.
Obama’nın tarihi konuşması sırasında parkı hınca hınç dolduran kalabalık
Obama’yı ve ailesini büyük coşku içinde alkışladılar.
Yeni başkanın konuşması sırasında dinleyenlerden bazılarının sevinçten ve
heyecandan gözyaşlarını tutamadıkları, son derece duygulu ve coşkulu anlar
yaşadıkları gözlemlendi.
Obama’ya konuşması sırasında "Evet yapabiliriz-Yes We Can" sloganıyla da
eşlik eden kalabalık, Obama’nın yaklaşık yarım saatlik konuşması sırasında
kendisini dikkatle dinledi.
Parkı dolduranlar Obama’nın konuşmasının ardından kentin merkezinde
kutlamalara katılmak üzere olaysız bir şekilde Grant Park’tan ayrıldılar.

Kaynak :
http://i.milliyet.com.tr/HaberAnaResmi/2008/11/05/fft17_mf128609.Jpeg

Sinan Aydemir

Yorum (0) Yorum yaz!

Köşk'te Saray Gecesi

Cumhurbaşkanı Gül, Çankaya Köşkü’ndeki yemekte smokin giydi. Gül yakasına, kraliçenin verdiği İngiltere’nin en önemli nişanlarından ’Knight Grand Cross of the Order of the Bath’ı, Kraliçe de Gül’ün verdiği devlet nişanını taktı.

Çankaya Köşkü, dün akşam adeta bir “saray gecesi” yaşadı. İngiltere Kraliçesi 2. Elizabeth ve eşi onuruna verilen akşam yemeğinde, Cumhurbaşkanı Gül, ilk kez smokin giydi. Kraliçe tüm konuklarla el sıkıştı. 

Çankaya’da ilkler

Köşk’te dün akşam Kraliçe onuruna verilen akşam yemeği ilklere sahne oldu. Kraliçe Elizabeth, kraliyet tacını taktığı için daha önce yemin töreninde bile frak giymeyen Cumhurbaşkanı Gül de smokin jesti yaptı. Gül’ün gri saten papyonu ile tamamladığı siyah smokinin yakasına, Kraliçe tarafından kendisine Köşk- teki başbaşa görüşmede armağan edilen İngiltere’nin en önemli nişanlarından biri olan “Knight Grand Cross of the Order of the Bath”ı (GCB) yakasına taktı. Kraliçe Elizabeth de, elbisesine, Gül’ün başbaşa görüşmede sunduğu devlet nişanını taktı.

Kapıda karşıladılar

Gül çifti Kraliçe ve eşini, Şeref Salonu’nun ana giriş kapısında karşıladı. Daha sonra karşılama seremonisine geçildi. Cumhurbaşkanı Gül, Kraliçe Elizabeth, Edinburg Dükü Philip ve Hayrünnisa Gül salonun girişinde davetlileri karşıladı. Erkek davetlilerin çoğunluğunun smokin, kadınların ise tuvalet giydiği gecede, özellikle diplomat eşlerinin, Kraliçe önünde reverans yapmaları dikkat çekti. Gül’ün, görme engelli bir konuğu ve TÜSİAD Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ’ı da Kraliçe’ye tanıştırdığı görüldü. Dük de bazı konuklara sorular sordu.

Baykal katılmadı

CHP lideri Deniz Baykal, Gül Çankaya Köşkü’ne çıktıktan sonra verdiği davetlere gitmeme alışkanlığını bu kez de sürdürdü. Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç ile yurtdışında olan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt da yemekte yer almadı. 250 davetlinin katıldığı yemeğe, Vali Kemal Önal, YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan, yabancı misyon ve medya temsilcileri de katıldı.

Gül, çatalla bardağa vurdu

Konukların yerini almasının ardından Cumhurbaşkanı Gül ve Kraliçe konuşma yaptı. Konuşmasını yapmak üzere ayağa kalkan Gül, salonda uğultunun sürmesi üzerine, çatalıyla bardağa birkaç kez hafifçe vurdu. Gül, bu hareketi yaptıktan sonra Kraliçe’ye bakarak gülümsedi.

Kraliçe ve eşi, Gül’ün Türkçe yaptığı konuşmayı, önlerindeki İngilizce metinden takip etti. Kraliçe’nin bu sırada gözlüğünü takması dikkatlerden kaçmadı. Gül konuşmasını bitirdikten sonra erken davranarak, su dolu şampanya kadehini “Majeste Kraliçe ve Altes Edinburg Dükü şerefine” diyerek kaldırınca Kraliçe de şampanya bardağını kaldırdı. Oysa kadeh tokuşturmanın Kraliçe konuşmasını bitirince yapılması gerekiyordu. Bu yüzden Kraliçe kadehini tokuşturmadan yerine koydu. Aynı hareketi Gül de yaptı. Kısa süre sonra Kraliçe ayağa kalkarak konuşma yaptı. Kraliçe konuşmasını tamamladıktan sonra, “Türkiye Cumhurbaşkanı ve Halkına” diyerek kadehini tekrar kaldırdı. Böylelikle kadeh kaldırma seremonisi tamamlandı.

37 yıl arayla baba-oğulun objektifinden

VATAN Gazetesi adına foto muhabiri olarak Özer Şendir ile Barış Oral da Kraliçe’yi izledi. 37 yıl önce Kraliçe’yi izleyen babası Süreyya Oral da arşivini VATAN’a açtı. Oral, “Yeni Halkçı gazetesi adına Kraliçe’yi izlemiştim. Dikkatimizi çeken en önemli konu Kraliçe’nin yanında gelen oldukça yaşlı bayan fotomuhabiri idi. Yaşına bakmadan bizlerle aynı performansı gösteriyordu” dedi.

 

Kaynak : http://w9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=_Kralice_Turkiyede_178307_1&Newsid=178307

 

Sinan Aydemir

Yorum (0) Yorum yaz!

Gerçeker: Üniter devlete saldırı sürüyor

ANKARA - Hafta sonu tatili için Yargıtay üyeleri ve aileleriyle birlikte Ankara’nın Polatlı ilçesine gelen Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.

Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, Danıştay Başkanı Sumru Çörtoğlu’nun “İdari Yargı Günü” dolayısıyla düzenlenen programdaki Avrupa Birliği’ne (AB) yönelik eleştirilerine ilişkin soruları, şöyle yanıtladı:
“Burada bazı güzellikleri yaşıyoruz. Manevi değerlerimizle ilgili bugünlere nasıl geldiğimizi, halkımızın, milletimizin, askeriyle birleşerek, nasıl bir milli birlikle bugünlere, bu vatanı getirdiğini. Onları tekrar yaşıyoruz.

Zihinlerimizden, beyinlerimizden bunu hiç bir zaman çıkarmamamız gerekmektedir. Milli bütünlüğümüze, beraberliğimize, tek devlet, üniter devlet yapısına karşı olan mücadele halen devam ediyor. Saldırılar devam ediyor. Ama Türk ordusu, milletiyle bütünleşerek, bunların her zaman üstesinden gelecektir. Bu manevi değerlerimize her zaman sahip çıkmalıyız.”

Gerçeker, “Yargı da milli birliğin çok önemli bir unsuru. Bugün siz bunun tehdit altında olduğunu düşünüyor musunuz” sorusu üzerine, “O konularda bugün konuşmuyoruz. Bugün daha çok vatan sevgisi üzerine konuşuyoruz” diye konuştu.

özcan demir

kaynak: http://www.ntvmsnbc.com/news/445909.asp


Yorum (0) Yorum yaz!

AYDIN DOĞAN TÜRKİYE'NİN MURDOCH'U GİBİ; ERDOĞAN'IN atv-SABAH'I ARKADAŞINA VERDİĞİNE İNANIYOR VE AKP'Yİ LAİKLİKLE VURUYOR

The Economist dergisinde yer alan "Tiraj savaşları" başlıklı Türk medyası analizinde Doğan Grubu'nun sahibi Aydın Doğan'ın Murdoch'a benzediğinin altı çizildi. Hükümet'ten iş alamadığı iddia edilen Doğan Grubu'nun başta Milliyet ve Hürriyet ile AKP'ye laiklik üzerinden muhalefet yaptığı da yazılı. İşte The Economist'in yorumu.

The Economist'in analizinde Türk medyasının son dönem özeti var:

-Doğan Grubu, Erdoğan'ın arkadaşı Çalık'a, Sabah-atv'nin satılması nedeniyle de AKP'ye muhalefet dozunu artırdı.

-Şu sıralar Erdoğan'a en sert muhalefeti 16 bin dolarlık tazminat davası açtığı Leman dergisi yapıyor.

-CHP, Katar sermayesine aracılık ederek Sabah'ın satılması için çalışan Erdoğan'a gensoru verirken, 3 milyon dolar aktardığı iddia edilen Kanaltürk için de benzer bir muhalefetle karşılaşacak.

İşte The Economist'teki analizin orijinal metni:

 

özcan demir

kaynak: http://www.medyatava.com/haber.asp?id=44532

Yorum (0) Yorum yaz!

Latin Amerika’da “21. Yüzyıl Solu” Dönemi

Paraguay seçim sonuçları Güney Amerika’da solun yükselişine bir gösterge sayılsa da, kıtanın kuzeyi ve güneyi, karşılıklı ekonomik bağımlılık sebebiyle ortak bir kaderi paylaşıyor.
 Venezüella’da Hugo Chavez’in 1998 yılında iktidara gelmesiyle hararetlenen “Latin Amerika’da sola eğilim artıyor mu, yoksa bu sadece popülist bir dalgalanma mı?” sorusu, geçtiğimiz hafta yapılan Paraguay seçimleri ile yine gündeme geldi. Colorado Partisi’nin 60 yıllık iktidarına son vererek başkanlık koltuğuna oturan eski vaiz Fernando Lugo, “ne sağdan, ne de soldan” olduğunu her fırsatta yinelese de, seçim sonuçları, Latin Amerika’da ABD karşıtlığının yükselişine bir gösterge olarak değerlendirildi. Küba’da Fidel Castro, Venezüella’da Hugo Chavez ve Bolivya’da Evo Morales gibi muhalif liderleri yetiştiren bu coğrafyanın, ABD ile karşılıklı ekonomik bağımlılıkları devam ettiği sürece, Latin Amerika’nın Washington’a ciddi bir rakip olarak çıkamamasının da ihtimal dahilinde olduğu dile getiriliyor. Paraguay seçimi sonrası Latin Amerika’nın siyasi dinamiklerini, Georgetown Üniversitesi Latin Amerika Çalışmaları öğretim görevlisi Michael Shifter ve Galatasaray Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim görevlisi Yrd. Doç. Dr. Selcan Serdaroğlu, NTVMSNBC’ye değerlendirdi:

Doç. Dr. Michael Shifter, Georgetown Üni., Latin Amerika Çalışmaları
Washington D.C.’de Latin Amerika üzerine çalışmalar yapan düşünce kuruluşu Inter-American Dialogue’da başkan yardımcılığı görevini yürüten Shifter, Lugo zaferinin, Latin Amerika’da eski düzene başkaldıran bir trendin Paraguay’ı da etkisi altına aldığı şeklinde yorumlanabileceğini söyledi. Shifter, şöyle konuştu:

ESKİ DÜZENE TEPKİ

Fernando Lugo’nun elde ettiği zafer, Latin Amerika’daki bölgesel trendle uyum gösteriyor. Bölgedeki diğer ülkeleri de göz önünde bulundurursak, Paraguay da, yolsuzluk ve istikrarsızlığın damga vurduğu eski siyasi düzeni reddediyor ve alternatif, denenmemiş bir sistem arayışına giriyor.

Ülkede şu anda sosyal konular, her zaman olduğundan daha fazla gündemde. Yoksullukla mücadele ve sosyal adalet konuları Lugo’nun ilk olarak değindiği sorunlar oldu.

Lugo, Brezilya ile olan Itaipu hidroelektrik santral anlaşmasının Paraguay halkı çıkarlarına uygun olmayan bölümlerini gözden geçireceğinden sıklıkla bahsetti. Bu da, her ne kadar kendisi ne sağ ne de sol kanada ait olduğunu söylese de, “sol” bir duruş.

Latin Amerika’da sol eğilimler


ULUSALCILARIN ETKİSİ

Fakat, Lugo’nun pek fazla manevra şansı olduğunu düşünmüyorum. Çünkü, bu seçimlerde, ulusalcıların da önemli bir ağırlığı oldu. Colorado Partisi, kongrede hala daha fazla sandalyeye sahip. Lugo’nun koalisyonu da çok çeşitli gruplardan oluşuyor.

Lugo idaresindeki Paraguay’ın, komşuları Uruguay ve Brezilya gibi ekonomi politikalarında riske girmeyeceğini ve mali disiplini sağlamaya çalışacağını da söyleyebiliriz.

Yrd. Doç. Dr. Selcan Serdaroğlu, Galatasaray Üni., Uluslararası İlişkiler Bölümü
NTVMSNBC’ye açıklama yapan Serdaroğlu, Latin Amerika’da popülist ögeler içeren bir sol anlayışının doğduğunu ve bu anlayışın bölgesel ve küresel ekonomik aktörlerle bir tepki ilişkisi oluşturduğunu söyledi. Serdaroğlu, şöyle konuştu:

LATİN AMERİKA’DA “YENİ SOL”

Son Paraguay seçimlerinin, Latin Amerika’da hem sol, hem de popülist ögeleri içeren bir hareketin göstergesi olduğunu söylemek mümkün. Fakat, benzer programlar uygulasalar da, Latin Amerika’da bulunan hükümetlerin hepsi aynı ilkelere dayanmıyor.

Popülist sol iktidar liderlerinin başında Venezüella’nın Hugo Chavez’i geliyor. Bunlara Bolivya, Ekvator, Nikaragua, belki de Paraguay’ı da katmak gerekir. Bu iktidarların ortak özelliği, “21. Yüzyıl solu” denen bir anlayışın, Latin Amerika versiyonunu benimsemiş olmaları. Bunu da büyük ölçüde Chavez geliştirdi.

21. Yüzyıl sosyalizmi anlayışı, yoksulluk, açlık, ırkçılık, cinsiyet ayrımcılığı, doğal kaynakların tahribi gibi konulara çözüm getirmeyi, katılımcı demokrasi sağlamayı, gerektiğinde referandumlarla halka başvurmayı ve bir şekilde azınlığı da korumaya çalışmayı amaçlıyor.

“SIRADAN İNSANLAR” SİYASETTE

Bu yapı içerisinde parti örgütlendirmeleri de içinde hiyerarşi olan yapılar olarak görülüyor.

O yüzden, bu ülkelerde sol liderler iktidara gelirken parti desteği dışında, şimdiye kadar toplumda söz sahibi olmamamış kişilerin de desteğini aldılar. Sendikalar, sivil toplum örgütleri ya da şu anda yeni sosyal hareketler olarak tanımlanan madenciler, yerli grupları veya topraksızlar hareketi gibi.

Dolayısıyla geniş bir toplumsal tabanları var. Paraguay’da devlet başkanı seçilen Fernando Lugo da bir ittifakın adayı. Sekiz küçük partinin oluşturduğu “Değişim için Yurtsever İttifak” grubunun adayı. Bu gruba, partilerin yanında sendikalar ve köylü hareketleri de destek verdi.

YENİ SOLUN POPÜLİST ÖGELERİ

Popülist yönelimlerinin ne olduğuna gelince, devlet gelirlerini toplumsal kalkınma için kullanmak olarak özetleyebiliriz. Mesela yoksullara gıda yardımı ya da temel ihtiyaçları karşılamak için mahalle birimleri kurulması...

Örneğin, Venezüella petrole; Bolivya, maden zenginliğine dayanarak bu projelere soyunuyor.

Bunların yanında bir de başka şekilde bir sol anlayışı var. Bu gruba dahil olan ülkeler de Brezilya, Şili ve Arjantin. Bu ülkeler, sanayi temelli, teknoloji üretme kapasitesine sahip ülkeler. Daha ölçülü bir popülist politika uyguluyorlar diyebiliriz.

KÜRESEL EKONOMİYE “LATİN” TEPKİSİ

Onun dışında ilk gruptaki ülkeler, hem bölgedeki güçlü ekonomilerle hem de küresel ekonominin güçlü aktörleriyle bir tür tepki ilişkisi oluşturuyorlar.

Örneğin Fernando Lugo, ilk açıklamasında Brezilya ile daha önce yapılmış olan bir hidroelektrik sözleşmesini gözden geçireceğini söyledi. Brezilya’nın enerji ihtiyacını karşılamak için önemli. Fakat Lugo’ya göre Paraguay halkının çıkarlarına uygun olmayan bir anlaşma bu.

Bu bakımdan iki ayrı grupta bulunan Latin Amerika ülkelerinin hem birbirlerine ihtiyaçları var, hem de kendi halklarının çıkarlarına uygun olmayan konulara gelince gerginliği göze alabiliyorlar.

LUGO SAĞCI MI, SOLCU MU?

Fernando Lugo, kendisini sağcı ya da solcu olarak tanımlamasa da, Güney Amerika’ya özgü devrimci bir din anlayışını benimsiyor. Kurtuluş Teorisi, 70’lerde ortaya çıkan ve Küba Devrimi’nden etkilenen, sol ideoloji ve Hristiyanlık arasında paralellikler çizen bir hayat görüşü. Öbür dünya için mücadele etmektense, bu dünyada yaşanan sıkıntı ve acılarla mücadele etme mantığı taşır.

Buna inanan yeni din adamlarının kurduğu kiliseler ise, “Halkın Yeni Kiliseleri” diye bilinir ve buralarda toplumsal sorunlar tartışılır. Bu da, halkın demokrasiye daha çok katıldığı bir ortamı doğuruyor.

Lugo, bu açıdan din adamı kimliğini devlet başkanlığı için terk edip aktif siyasette liderlik rolü alan ilk politikacı oluyor.

KITANIN GELECEĞİ

Lugo, 15 Ağustos’ta resmi olarak görevi devraldıktan sonra, Latin Amerika’da “sağ eğilimli” sayılabilecek ülkeler arasında Kolombiya, El Salvador, Meksika ve Peru’yu sayabileceğiz.

Fakat kıtadaki siyasal eğilimler farklılaştığı için bir bölünme öngörmüyorum. Çünkü, 60’lardan beri bölgesel bütünleşme hareketlerini deneyen bir coğrafya burası. Siyasal eğilimlerin yaklaşması, bütünleşme hareketlerini derinleştirebilir.

ABD İLE İLİŞKİLER

Latin Amerika’daki sağa meyilli ülkelerin, ABD ile olan ticari-ekonomik ilişkileri geliştirerek, ABD’nin kurmak istediği Geniş Amerikalar Serbest Ticaret Alanı’na daha hızla yönelebileceklerini öngörebiliriz.

ABD’de de bir iktidar değişikliği olup demokrat ve daha ılımlı bir başkan yönetime gelirse, Latin Amerika’da demokrasinin gelişmesi için adımlar atılacak ve otoriter rejimlerle ilişkilerde mesafe alınacaktır. Fakat sol gerillaların güvenlik zaafına yok açtığı durumlar tabii ki hoş görülmeyecektir.

Meksika ABD’nin sınır komşusu olduğundan, 20. Yüzyıl’ın başından beri, kıtanın daha güneyindeki ülkeler tarafından biraz farklı görülür. Bir NAFTA (Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması) üyesi olarak, Meksika’nın ABD çıklarlarına karşı durması daha zordur.

Kolombiya da, şu andaki ekonomik ihtiyaç ve güvenlik çıkarları sebebiyle ABD’nin yanında durmak zorunda.

Şu anda Latin Amerika’daki sol iktidarlar tarafından en çok arzu edilen, günün birinde Kolombiya’da da bir sol iktidarın olması. O zaman Latin Amerika, ABD’yi dengeleyecek bir güç olarak ortaya çıkabilir.

Fakat ekonomik ilişkiler açısından, kıtanın ne güneyi ne de kuzeyi birbirinden kopmayı göze alamaz. Kuzey ve Güney Amerika, ortak bir kadere sahip olduğu ve ekonomik bağımlılıkları devam ettiği sürece, birbirlerine karşı ılımlı olmak zorundalar.

özcan demir

kaynak: http://www.ntvmsnbc.com/news/444737.asp 

Yorum (0) Yorum yaz!

Obama’dan Clinton’a İran suçlaması

ABD’de Demokrat Partinin iki başkan adayından Barack Obama, rakibi Hillary Clinton’ı, Başkan George Bush’un sertlik yanlısı İran politikalarını benimsemekle suçladı.
WASHINGTON - Demokrat Parti başkan adayı olmak için yarışan Hillary Clinton’ın, başkan seçildiği takdirde ve İran’ın İsrail’e saldırması durumunda İran’ı “yok edeceği” yönündeki açıklamasının ardından Obama, “Şu anda böyle bir lisana ihtiyacımız yok. Bu lisan, George Bush’un savaş çığırtkanlığını yansıtıyor” dedi.

NBC televizyonunda konuşan Obama, İran’ın uzun vadeli nükleer tehdidine karşı aralarında Türkiye’nin de yer aldığı bölge ülkeleriyle görüşülmesini önerdi.

ABC televizyonunda konuşan Hillary Clinton ise İran’a ilişkin sert sözünden dolayı pişmanlık duyup duymadığının sorulması üzerine, “Niye pişmanlık duyayım ki? Bana, müttefikimize İran’ın saldırması durumunda ne yapacağım sorulmuştu, ben de öyle bir durumda İran’a karşı çok büyük ölçüde misillemede bulunacağımızı söylemiştim” yanıtını verdi.

Demokrat Partinin başkan adayı seçilmek için kıran kırana yarışan Obama ve Clinton, yarın Indiana ve Kuzey Carolina eyaletlerinde düzenlenecek ön seçimlerde karşı karşıya gelecek.

 
özcan demir

Yorum (0) Yorum yaz!

« Önceki | Sonraki »