« Önceki | Sonraki »

Çocuğunuzu şiddet eğiliminden koruyun

Çocuklarda şiddetin son yıllarda artması hem aileleri hem de uzmanları bu konuya yönetti. Kimine göre biyolojik bir sorun kimine göre de sonradan kazanılan şiddetin nedeni ne olursa olsun sonuçlarının birçok soruna yol açtığı kesin.
Son dönemde ülkemizin şahit olduğu çocuk yaşta işlenen cinayetler birçok alanda ses getirmiş, hem ailelerin hem de ruh sağlığı uzmanlarının ve eğitimcilerinin çocuk şiddetine daha fazla eğilmesine yol açmıştır. Dünya Sağlık Örgütü şiddeti; “bireyin kendisine, başkasına, belirli bir topluluk veya gruba yönelik yaralama, ölüm, fiziksel zarar, bazı gelişim bozuklukları veya yoksunluk ile sonuçlanabilen, tehdit ya da fiziksel zor kullanma” olarak tanımlıyor.


Modernleşmenin şiddetin artmasında büyük bir rol oynadığı yadsınamaz bir gerçek olarak kabul edilirken işin uzmanlarındanİstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sedat Özkan konuyla ilgili sorularımızı yanıtladı.

Her gün karşımıza çıkan şiddet haberlerinde çocukların da çok fazla yer aldığını görüyoruz. Bu olayların artmasında modernleşmenin bir etkisi var mı?

 

Şiddet denilince ne anlıyoruz; bir kişinin öfkesini bir başka kişiye zarar verecek şekilde davranışsal ve sözel olarak, onun kişilik haklarını dikkate almadan, fiziksel veya ruhsal yöneltmesi. İnsanlık tarihinde şiddet aslında hep var olmuştur sadece ifade tarzları değişmiştir. Aslında en büyük şiddet savaşların kendisidir. Bunun için toplumsal şiddetler var, bireysel şiddetler var. Ben buna biraz insanoğlunun evrimselleşme süreci gibi bakıyorum. Bir bebeğin bu süreci anne karnında başlar ve doğumdan sonraki sürecin bir evrimidir. İnsanoğlunun da bir evrimi vardır. Belki insanoğlu sandığı kadar uygarlaşmadı. Evrimselleşmede şiddet bir gelişmemişliktir aslında. İnsanı insan yapan öğeler nedir diye düşündüğümüzde akılcılığa geçiştir yani bir toplumda bir insan ne kadar çok iletişim becerisini ortaya koyabiliyorsa, ne kadar çok aklını kullanabilirse şiddet ve dürtüsel davranış o kadar azalacaktır. Şimdi bir bebek dürtüsel davranır. Yavaş yavaş geliştikçe, yaş ilerledikçe psikolojik davranış ve sosyal ortamla etkileşim başlıyor. Doğduğu zaman sadece dürtüleri vardır. Haz duygusu esastır. Ama 3 yaşına, 5 yaşına geldiği zaman yavaş yavaş üst beyni gelişmeye başlar. Onun için şiddet kullanımında biyolojik dürtülerle, akıl arasındaki mücadelede dürtülerin egemen gelmesidir diye düşünüyorum. Kendini hitap edebilme becerisi ne kadar geliştiyse şiddet uygulama o kadar azalacaktır.


Çocuk televizyonda bir şiddet olayı görüyor ve bir anda gördüğü şiddeti uyguluyor. Normal bir çocuk bunu yapabilir mi?

Zekası yerinde olan ve kişiliği sağlam olan kişi hemen bu kadar etkilenmez, başka bir takım psikolojik sorunları olması gerekir. 
 

Şiddet olaylarından çocukları nasıl koruyacağız yani yasaklar koyarak bazı şeyleri engellemek mümkün mü?

Tabii, yaşına göre çocukta yatkınlık görülüyorsa çok vahşi durumların televizyonda gösterilmesini doğru bulmuyorum. Kan gösterilmesini doğru bulmuyorum. Yani bunlar gençlerin bilinçaltına kadar işleyebilir. Çocuk, annesi ve babasının kavga ettiğini görürse, babanın anneye kötü sözler söylemesini duyarsa, bunları bir iletişim aracı gibi anlayacaktır. Bu tür davranışları kendini ifade etme tarzı olarak algılayacaktır. Onun için şiddet görüntülerinin televizyonda gösterilmesini doğru bulmuyorum. Burada biyolojik olarak içgüdüsel bir boyut var, bir de öğrenme boyutu var. Bunlar tarih boyunca hep tartışılmıştır. Kimi antropolog bunun biyolojik olduğunu savunur. Ama cinsellik de biyolojiktir aslında fakat aslan farklı yaşıyor, insan farklı yaşıyor. Dolayısıyla ben burada biyolojik görüşlere de çok dengeli yaklaşıyorum. İnsanoğlunu diğerlerinden ayıran temel özellikler vardır; iletişim ve akıl. İnsanlar cinsellik tercihleri doğrultusunda yaşamaya bakıyor, sevgiyle aşkla yaşamaya bakıyor, dürtüsel ve kontrolsüz bir şekilde seks yapmıyor değil mi? Burada da aynı şey var; Allah dürtü vermiş diye açıklayamayız. Bazı biyolojik faktörler, yatkınlık faktörleri olduğunu kabul ediyorum genetik ve biyolojik faktörler ama bunun esas olarak öğrenmeyle alakalı olduğunu düşünüyorum ben. 

Son yıllarda yine modernleşmenin gereği olarak bilgisayar oyunları çocukların çok fazla ilgisini çekiyor bu oyunların şiddet üzerinde nasıl bir etkisi var?

Bağımlılık olmadıkça bilgisayar oyunlarından çok ürkmeyelim. Yani porno cinsel şiddeti arttırır mı? Bilgisayar oyununda şiddeti oynamak tek başına kişiyi yatkınlaştırır, buna dikkat etmek gerekiyor. Hatta bazı görüşler var ki şiddetin bu oyunlarla boşaltıldığını savunuyor. Gençlikte bir arayış var, bir genç ne kadar toplumla ve dünyayla ilgilenirse, o kadar çok ait olma duygusunu hissedecektir. Kendi demokratik katılımı olursa o kadar çok başkalarına yönelecektir. Onun için gençliğin aile içinde de demokratik bir şekilde dinlenmesi lazım, okulda da öyle. Bu anlamda aile yapısı toplum demokratikleştikçe ve gençlerin görüşlerine de değer verildikçe aslında daha iyi olacağı kanaatindeyim. Merkeziyetçi ve buyurgan yaklaşımlar ailede ve toplumda gençleri küstürür, tembelleştirir ya da şiddete meyilli kılar.

 
Bağımlılık yapmadığı sürece dediniz son yıllarda çok tartışılıyor internet bağımlılığı…


Evet, internet bağımlılığı var. İnternet bir obje bağımlılığıdır. Bağımlılık nedir kişinin onsuz olamamasıdır. Onsuz olduğu zaman kaygı duyması gittikçe daha fazla oranla ona mahkum olması, ona tabi olmasıdır.
  Yoksunluk belirtilerinin ortaya çıkması ve gittikçe vaktini onunla geçirmektir. İnternet bağımlılığı gelişiyor tabi son günlerde özellikle içe kapanık gençlerde, sosyal iletişimden uzak gençlerde buna dikkat etmek gerekiyor.  Ailelerin baştan tedbirli olmaları gerekiyor. İnternetin nick name kısmı var ya biraz o gençlere çekici gelmektedir. Ama internet bağımlılığı da dünya psikiyatrisinde bağımlı olarak geçmiştir. Nasıl alkol, madde bağımlılığı var, kumar bağımlılığı var burada da bir davranış kralı olarak internet bağımlılığı var.

Aileler ne tür davranışları dikkate almalıdır?


Çocuğun gidişatında, ilgisinde davranışlarında, duygularında, düşüncelerinde farklılık varsa, bir ani değişim varsa yani birden bire belli bir çerçevede giden bir genç komünist olursa ya da komünistken faşist olursa yani davranışlarında, düşünce tarzında belirli değişimler olursa ailelerin takip etmesi gerekir.


Ekonomik sebeplerin şiddet üzerinde ne tür etkisi var sanki ekonomik durum iyileştikçe şiddet artıyor?

Ekonomik düzeyde, eğitim düzeyi yükseldikçe şiddete bağlı kişiler artıyor. Teknoloji var, paraları da var bu durumda daha kaba değil de daha ince, daha teknik şiddet uygulama özellikleri artıyor aslında. Onun için toplumun zengin kesimleri daha şiddetli diye bir şey yok, paradan çok kişiliktir insanları yönlendiren yani hiç parası olmayıp gayet sağlam akıllı gençlerimiz de çok var. Ailenin de verdiği değer yargıları çok önemli, eğer öncelik para kazanmaksa para kazanmak için her şey meşrudur diye bakılırsa şiddet ortaya çıkacaktır.


Kaynak : http://www.hurriyet.com.tr/yasasinhayat/12855865.asp?gid=245

Neyran NEYSE

Yorum (0) Yorum yaz!

Kilo vermek için müthiş yöntem: Otomobilden in, OTOBÜSE BİN

Ne kibrit kutusu kadar peynirle, ne kalori sayımı ile, ne özel egzersizler ve ne pahalı inceltici kremlerle uğraşacaksınız. Tek yapmanız gereken toplu taşıma araçlarına binmek...
İşte hem çevre kirliliğini, hem fazla kiloları azaltacak müthiş yöntem...


ABD'de yapılan bir araştırmada, kilo vermek isteyenlerin toplu taşıma araçlarını kullanmalarının faydası olabileceği ortaya çıktı. İşte hem çevre kirliliğini hem de fazla kiloları azaltacak müthiş yöntem. Ne kibrit kutusu kadar peynir, ne kalori sayımı, ne özel egzersizler, ne pahalı inceltici kremler...

Kanada'daki British Columbia Üniversitesi'nin ABD'nin Atlanta kentinde yaptığı araştırmada, toplu taşıma araçlarını kullananların, otomobille işe gidenlerden daha zinde olabileceği ve spor salonuna gitmelerine gerek kalmayabileceği görüldü.

Journal of Public Health Policy dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, toplu taşıma araçlarını kullananlar, Kanada Kalp ve Felç Vakfı'nın haftada beş gün 30'ar dakika makul fiziksel aktivite tavsiyesine uygun davranmış oluyor.

4156 kişiyi inceleyen araştırmacılar, ulaşımda otomobil kullananların tavsiye edilen fiziksel faaliyet seviyesinin altında kaldığını gördü.
Araştırmacılar, toplu taşıma araçlarının özendirilmesinin gerekliliğinin altını çizdi.



Kaynak: http://www.nethaber.com/Yasam/97954/Kilo-vermek-icin-muthis-yontem-Otomobilden-in

Okan güven

Yorum (0) Yorum yaz!

Kadın kadına YEMEK ÇOK TEHLİKELİ

Masadaki erkek sayısı arttıkça, kadınların kalorisi fazla olan yemekleri seçme oranı azalıyor...


Araştırmacılar, kadınların hemcinsleriyle yemek yerken karşı cinsle yedikleri yemeğe oranla daha fazla kalori içeren yiyecekleri tercih ettiğini ortaya çıkardı. Dünyanın en iyi 100 üniversitesi listesinde yer alan Kanada McMaster Üniversitesi’nce yürütülen ve sonuçları internette yayımlanan, psikoloji, sinir bilimi ve davranışlar bölümlerinin yaptığı araştırmaya göre, kadınların öğle veya akşam yemeğindeki seçimleri, kiminle yemek yediğine ve yediği kişinin cinsiyetine göre farklılık gösteriyor.

Üniversite bünyesinde çalışan farklı yemek seçeneklerine sahip üç restoranda yemek yiyen kişilerin tükettiği yiyecekler analiz edilerek yapılan araştırmada, hemcinsleriyle yiyenlerin, erkeklerle aynı masada olanlara oranla daha çok kalori içeren tercihler yaptığı görüldü. Araştırmaya göre, hem kadınların hem de erkeklerin bulunduğu masada yemek yiyen kadın, kadınlarla yemek yerken yaptığı tercihlerden daha düşük kalorili yiyecekleri seçiyor. Masadaki erkek sayısı arttıkça kalorisi fazla olan yemeklerin seçilme oranı azalıyor.

Erkeklere hiç fark etmiyor!

Araştırmanın erkeklerle ilgili sonuçlar bölümünde ise “Erkeklerin yemek seçimlerinin ne masadaki kişi sayısı ne de bu kişilerin cinsiyetine göre değişiklik gösterdiği görülmüştür” denildi.



Kaynak: http://www.nethaber.com/Yasam/113832/Kadin-kadina-YEMEK-COK-TEHLIKELI

Okan güven

Yorum (0) Yorum yaz!

Günde kaç saat uyumak yararlı?

Uzmanlara göre birçok erişkin günde ortalama 6- 8 saat uykuya ihtiyaç duyar. Bazı kişilerde bu rakam 12 saate yükselirken, bazı kişilerde ise 4 saate kadar inebilir. Yeni doğmuş bir bebek ise günde 16 saat uyur.



Anadolu Sağlık Merkezi nöroloji Uzmanı Dr. Ferda Korkmaz, iyi bir uykunun kişinin sağlıklı bir yaşam için çok önemli olduğunu kaydetti. Korkmaz'a göre kişi, uyanık olduğu her iki saat için bir saatlik uykuya ihtiyaç duyuyor. Yaş ilerledikçe bu oran değişiyor ve uyanık kalınan her iki saat için 45 dakikalık uyku gerekiyor. Başka bir deyişle, gün boyunca uyanık kalınan her saat için 'uyku borcu' biriktiriliyor. On altı saatlik bir günün sonunda, genç bir insanın 'uyku bankasına' borcu sekiz saate ulaşıyor. Buna karşılık yaşlı bir kişinin uyku borcu sadece yaklaşık altı saat düzeyinde bulunuyor.

UYKUSUZLUK BELLEĞİ ZAYIFLATIYOR

Günde yeterince uyunması gerektiğini kaydeden Korkmaz, geç saatlere kadar uykusuz kalmanın belli bir süre sonra kişide bellek sorunlarının yaşanmasına yol açabileceğini söylüyor. Korkmaz, uyku için yeterli zaman ayrılmadığı taktirde kişide düşünme ile ilgili sorunlar çıkabileceğini belirterek şu urılarda bulunuyor: "Uykusuzluk bellek ile ilgili ve karar verme süreçlerinde sorunlar yaşanmasına sebep olabilir. Uykusuzluk dışında birtakım uyku rahatsızlıkları da uykuda solunum bozuklukları, kan oksijen düzeyindeki değişikliklere sebep olarak ciddi bilişsel ve bedensel bozulmalara neden oluyor. Bunlar arasında kalp, akciğer ve hormonal hastalıklar yer alıyor."

HERKESİN UYKU SÜRESİ KENDİNE HAS

Uyku süresinin yaşla birlikte değişmekle birlikte, herkesin uyku süresinin kendine has olduğunun altını çizen Korkmaz şu bilgileri veriyor: "Bunu değiştirebilmek pek mümkün değildir. Bazı kişiler günde 12 saat, bazı kişiler ise 4 saat uykuya ihtiyaç duyarlar. Ancak toplumda bir çok erişkinin ortalama uyku süresi 6- 8 saattir. Yaşla birlikte hem uyku süresinde hem de uyku mimarisinde değişiklikler olur. İnsanlar yaşlandıkça, toplam uyku süresinde ve rüyayla alakalı uyku evresinde geçen sürede bir düşüş başlar. Yeni doğmuş bir bebek ise günde 16 saat uyur."

Yorum (0) Yorum yaz!

Gen eksikliği saç döküyor

Gen eksikliği, saç dökülmesine neden olabiliyor.


Saçların dökülmesinin bir gen eksikliğine bağlı olabileceği bildirildi.
 
Japon bilim adamlarının fareler üzerinde yaptığı araştırma, saçların dökülmesi ile farelerde de bulunan Sox21 geninin olmayışının, saçların erken seyrelmesine yol açabileceğini ortaya koydu.
Farelerde bu genin işlevini durduran bilim adamları, hayvanların başındaki tüylerin doğduktan yaklaşık 15 gün sonra dökülmeye başladığını, 1 hafta sonra ise baştaki tüm tüylerin döküldüğünü gördü.

Japonya Ulusal Genetik Enstitüsü'nden Yumiko Saga, normalde ilk tüyler döküldüğünde yenilerinin çıkmasının gerektiğini, ancak Sox21 geninden yoksun farelerin daha erken "saç döktüğünü" ve daha uzun süre "kel kaldığını", bu hayvanlarda yeni tüyler çıksa bile bunların daha çabuk döküldüğünü vurguladı.

Sox21 geninin sinir hücrelerinin oluşumunda rol oynadığının bilindiğini belirten Saga, ancak araştırmalarının ilk kez bu gen ile saça ilişkin sistem arasında muhtemel bir bağ olduğunu gösterdiğine dikkati çekti.

Keio Üniversitesinden Hideyuki Okano ile ortak yapılan ileri düzeydeki araştırmalarda da, bu genin eksikliğinin saç telinin dışındaki ince tabakanın oluşumu sırasında bir anormalliğe yol açtığı belirlendi.

Saga, araştırmanın kellik tedavisine ışık tutabileceğini belirtti. Ancak henüz bu yönde somut bir proje bulunmuyor.

 

Yorum (0) Yorum yaz!

Kışın kilo vermenin püf noktası

 

International Hospital Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Dilem İrkin, kışın kilo almanın sebebini şöyle açıkladı:




Kışın çevre ısısı düştüğü için vücudumuz standart sıcaklığını korumak istiyor. Ancak vücudumuz bunu isterken metabolizma hızı yükseliyor ve enerji açığı artıyor. Enerji açığını giderebilmek için de daha fazla enerji verecek karbonhidrat ve yağ gruplarını istemeye başlıyor. Bunlar da daha çok kilo alımına neden oluyor.

NE YAPALIM DA KİLO ALMAYALIM?
Dilem İrkin, kış aylarında hem bağışıklığımız güçlendirecek, hem de kilo aldırmayacak tüyoları şöyle açıklıyor:

Bağışıklık sisteminin zenginleşmesi için A, C, E vitamini, selenyum, magnezyum, çinko alınmalıdır.

A vitamini yumurtanın sarısı, ciğer, yeşil yapraklı sebzelerde bulunuyor. Turunçgiller, mandalina, portakal, greyfurt gibi, yeşil yapraklı sebzeler C vitamini içeriyor.

C vitamini tüketirken meyve suyunu sıkıp, bir saat sürahide bekletirseniz faydası kalmaz. Aynı şekilde yemek yaparken sebzeyi saatlerce yıkıyor, birçok parçaya bölüp, ağzı açık pişiriyorsanız yine vitamin kaybı olur.

E vitamini kuru baklagil, yağ, fındık, fıstık gibi besinlerde bulunur. E vitamini kalbi korur, antioksidan etkisiyle gıdaların bıraktığı serbest radikaller dediğimiz bize zarar veren bileşenlerin vücuttan atılmasına yardımcı olur.
selenyumun kaynağı ise deniz ürünleridir. Hayvansal gıdalarda da bol bulunur.

Kış aylarında D vitaminin en zengin kaynağı olan güneş ışınlarından mahrum kalıyoruz. Bu sebeple güneşli günlerde biraz dışarı çıkmak, yürüyüş yapmak gerekir.

Besin olarak balık oldukça yararlıdır. Zengin bir Omega-3 kaynağıdır. Haftada iki defa balık tüketmek iyidir. Ancak balık kızartma olarak değil, ızgarada yağ ekleyerek tüketilmelidir.

Çinko büyüme, gelişme, doku onarımında ve bağışıklık sistemi üzerinde önemli bir mineraldir. Çinko süt ürünleri, et ürünleri, hayvansal gıdalar ve bitkisel gıdalarda bulunur. Hayvansal gıda olanı ise daha zengindir.

magnezyum kasların gevşemesi için gereklidir. Bununla birlikte bağışıklık sistemimiz için de gereklidir. Tam buğdaydan yapılmış makarna ve ekmek bu açıdan önemlidir. Çünkü tam buğday ayrıştırılmamıştır ve magnezyum için destekçidir.

Yorum (0) Yorum yaz!

Kansere karşı kalsiyum

Amerikalı bilim adamlarının bir araştırması, vücuttaki kemikler için hayati önem taşıyan kalsiyumun (Ca) colorectal (kolonda veya rektumda oluşan bir kanser türü) kanser riskini de azaltabildiğini gösterdi.


ABD Ulusal kanser.html class=terimlink target=_blank>kanser Enstitüsü araştırmacılarının 293 bin 907 erkek ve 198 bin 903 kadın denek üzerindeki çalışmaları sonucu süt ürünleri ve diğer yiyeceklerden yüksek miktarda kalsiyum alan kişilerin kolorectal kansere yakalanma oranlarının en düşük düzeyde olduğu belirlendi.

Çalışma kapsamında araştırmacılar 50 ile 71 yaş arasındaki denekleri 7 yıl boyunca yakından izledi ve deneklerin tüm gıda alımlarının kaydını tuttu.

Ulusal Sağlık Enstitüsü içinde yer alan kanser.html class=terimlink target=_blank>kanser Enstitüsünün söz konusu çalışmasına katılan kadınlarda en fazla kalsiyum alan ilk yüzde 5'lik grubun en az kalsiyum alan ilk yüzde 5'lik gruba göre kolorectal kansere yakalanma riskinin yüzde 28 daha az olduğu tespit edildi. Erkek deneklerde isebu oran ise yüzde 21 olarak gözlendi.

ABD'de dün yayınlanan ''Journal Archives of Internal Medicine'' dergisinde yer alan makalede, gıda veya destek olarak alınan kalsiyumun colorectal kanser riskini azalttığı vurgulanırken, süt ve yoğurt gibi süt ürünleri ile yeşil yapraklı sebzelerin yüksek oranda kalsiyum içerdiği kaydedildi.

kalsiyumun, osteoporozun engellenmesinde önem taşıdığı ifade edilen makalede, sindirim sistemindeki hücrelerin aşırı büyümesinin önlenmesi ve kalın bağırsağın mukoza zarındaki hasarın azaltılmasında da önemli rol oynadığı vurgulandı.

Yorum (0) Yorum yaz!

Zayıf kalmanın sırrını açıkladılar

Milyonların hayran olduğu ünlü isimler nasıl formda ve zayıf kaldıklarını anlattı.


Vanessa, Rihanna, Hayden ve diğerleri... Her zaman formda ve güzel kalmayı başaran bu ünlülerin sırlarını öğrenmeye hazır mısın?

Vanessa Anne Hudgens

* O da, birçok ünlü gibi pilates’i tercih ederlenden… Haftanın dört günü, birer saat pilates yapıyor.
* Haftada 4-5 kez fitness salonuna giderek egzersiz çalışıyor. Bunun vücudunu güçlü ve zinde tuttuğuna inanıyor.
* Sağlıklı ve düzenli besleniyor. Tam bir çikolata canavarı olmasına karşın, kendini frenliyor!

Rihanna

* Tek başına spor yapmayı sevmiyor. Bu yüzden bir antrenörle birlikte çalışıyor.
* Vücudunda en takıntılı olduğu bölge kalçaları. Bu yüzden ağırlıklı olarak kalça egzersizleri yapıyor.
* Bacaklarının formunu korumak için bisiklet, yüzme ve tempolu yürüyüş gibi kardiyo hareketleri yapıyor.
* Kol kaslarını çalıştıracak egzersizleri çok dikkatli seçiyor. Çünkü erkeksi ve kaslı kolları sevmiyor.”
* karbonhidrat.html class=terimlink target=_blank>karbonhidratlar en büyük düşmanı. Eğer üç gün tüketmezse hemen incelmeye başlıyor!”
* Kahvaltıda yumurta beyazı ve ananas yiyerek, limonlu sıcak su içiyor.
* Akşam yemeklerinde genellikle balık yemeyi tercih ediyor.

Evangeline Lilly

* Her gün mutlaka spor yapıyor.
* Yediklerine her zaman dikkat ediyor.
* Düzenli olarak yürüyor ve koşuyor.
* Yoga ve pilates yapıyor.
* Dans ediyor ve ağırlık çalışıyor.
* Dalış yapmaya bayılıyor.
* Fırsat buldukça sörf yapıyor. Hatta bu konuda ödüllerinin olduğunu söylüyor.

Jessica Biel

* Diyet yapmayı ve çok zayıf olmayı sevmiyor. Sadece yediklerine dikkat ederek formunu koruyor.
* Düzenli olarak yoga yapıyor.
* Köpeğiyle yürüyüşe çıkıyor.
* Haftada 3–4 kez spor salonunun yolunu tutuyor.
* Zaman buldukça voleybol oynuyor.

Hayden Panettiere

* Voleybol ve beyzbol oynuyor. Bu sayede hem enerjisini iyi yönde kullanmış hem de spor yapmış oluyor.
* Her gün köpekleriyle yürüyüş yapıyor.
* dokuz yıldır profesyonel olarak jimnastikle ilgileniyor.

Yorum (0) Yorum yaz!

Gizli şişman olabilir misiniz?

Zayıf olabilirsiniz. Ancak yeni araştırmalar zayıf görüntülerine rağmen bazı kişilerin özellikle iç organlar çevresindeki aşırı yağlanmadan dolayı risk taşıdıklarını gösteriyor. Uzmanlar bunu, Dışardan Zayıf İçeriden Şişman Olma Sendromu TOFI olarak tanımlıyor.


Bazı insanlar vardır çevremizde, tıka basa yer ama hiç kilo almazlar. Hiçbir zaman kalori hesabı yapmayan bu kişilere çevrelerindeki herkes gıptayla bakar. Ancak yeni araştırmalar gıptayla bakılan bu kişilerin hiç de göründükleri kadar sağlıklı ve zayıf olmadıklarını gösteriyor. Medikal araştırmacılar, yeni geliştirilen bir vücut inceleme tekniği (body scanning technique) sayesinde bu zayıf kişilerin iç organları çevresinde yüksek oranda yağ depoladıklarını, kalp/damar hastalıkları ya da diyabet açısından sanılanın aksine yüksek risk taşıdıklarını ortaya çıkarmış.
Gerçekten de bu kişiler kendilerinden kat bekat daha şişman görünen ancak yağlarını vücutlarının dışında, örneğin kalça ve basen çevresinde taşıyanlara göre sağlık açısından çok daha fazla risk taşıyorlar. Bilim adamları, bu sıra dışı durum için yeni bir isim kullanma önerisinde bulunuyor: Dışardan Zayıf İçeriden Şişman Olma Sendromu TOFI (Thin On The Outside, Fat Inside). Imperial College, vücut görüntüleme tekniklerinin geliştirildiği önemli merkezlerden biri. Bu merkezin Medical Araştırma Kurulu başkanı Profesör Jimmy Bell, dış görüntünün çoğu zaman yanıltıcı olduğunun altını çiziyor: 'Çok zayıf bir görüntüye sahip olmak iç organlarınız etrafında yüksek oranda yağ kitlesi depolamadığınız anlamı taşımıyor.' MRI (Manyetik Resonance İmaging) ile yapılan araştırmalar zayıf insanların iç organları etrafında yüksek yağ depoları taşıyabildiğini gösteriyor.

İÇ YAĞLAR HASTALIKLARA ZEMİN HAZIRLIYOR
Özellikle böbrek ya da ciğerler gibi hayati önem taşıyan iç organların etrafında depolanmış yağlar sağlık açısından büyük risk yaratabiliyor. Bu yağlar aynı zamanda kana karışarak arterler boyunca birikebiliyor ve kardiyovasküler hastalıklara ortam sağlıyor. Bu gizli yağ depoları vücutta farklı biçimlerde sinyaller veriyor. Örneğin genelde obezlerde rastlanan insülin direnciyle ilgili problemler bu kişilerde de görülebiliyor.

Araştırmalar her yıl obeziteye bağlı hastalıklardan dünyada 30 bin civarında kişinin öldüğünü gösteriyor. Bu kişilerin büyük bir bölümü BMI (Body Mass Index) yani vücut kitle endeksine göre klinik açıdan obez olarak kabul ediliyor. Ancak uzmanlar vücut kitle endeksini tartışmalı kabul edip belki de çoğumuz zaten klinik açıdan obez olduğunu söylüyor.

Yağlanma gerçekten kompleks ve karışık bir konu. Tükettiğimiz yağın vücut yağı olarak bize geri döndüğünü düşünmek onu hafife almaktan başka işe yaramıyor. Yağ oluşumunda pek çok bileşen bulunuyor. Bunlardan biri de vücudunuzun başka bölümlerinde büyük hasarlar yaratabilecek hormonlar. Yapılan araştırmalar sonucunda bel çevresinde biriken yağların basen ve popo bölgesinde biriken yağlardan daha tehlikeli olduğunu, tip-2 diyabete ve kalp-damar rahatsızlıklarına yol açtığını artık biliyoruz. Öyleyse belki de organların etrafında biriken bu yağların özellikle kardiyovasküler sisteme bağlı hastalıklar açısından büyük bir risk taşıdığını söylemek hiç de yanlış olmayacaktır,diyor uzmanlar.

Peki, iç organlarımız etrafında biriken bu yağlar açısından kimler daha çok risk taşıyor? Hareketsiz bir hayatı olan, oturarak çalışan kişilerin büyük risk altında olduğunu düşünüyoruz, cevabını veriyor Prof. Bell ve ekliyor: Haftada iki saatten fazla aerobik egzersizi yapmıyorsanız, sizin de iç organlarınızın etrafında yağlar birikmiş olabilir. Bütün gün boyunca bilgisayar başında oturuyor, işe arabayla gidiyor, merdiven çıkmak yerine asansörü kullanıyor ve buna rağmen zayıf görünüyorsanız, risk taşıyan grupta olabilirsiniz.

Bir başka yüksek risk grubu da sürekli ağır diyetler yapan, kilo veren ve sonra tekrar kilo alan kişiler. Yani yo-yo etkisi yapan diyetler de iç organlar etrafında yağ birikmesine neden olabiliyor. Ağır diyetler vücuda kıtlık sendromu yaşatıyor ve iç organlar etrafında da yağ depolanmasına neden oluyor.

Egzersiz yapılmadan girişilen diyetlerde özellikle ciğerler, böbrekler, kalp ve pankreas gibi iç organlar etrafında yağ birikmesi görülüyor. Yine çok zayıf görünen ve hiç denecek kadar az egzersiz yapan kişiler de kısmen risk altında. Çünkü bu tarz kişilerin neden zayıf olduklarını anlamak için yapılan araştırmalar, onların bünyelerinin vücutlarının dış kısmı yerine iç organları etrafında yağ depoladıklarını göstermiş.

VÜCUT KİTLE ENDEKSİ YANILTMASIN
Londra Hammersmit Hastanesi, İngiltere'de yağ ile ilgili araştırmalar yapan ve bunu açıklayan tek hastane. Tüm bu araştırmalar obeziteye farklı bir şekilde yaklaşılması gerekliliğini vurguluyor. Bir kişinin obez olup olmadığını anlamak için günümüzde BMI (Body Mass Index)-Vücut Kitle İndeksi diye bilinen bir ölçü sistemi kullanılıyor. Vücut ağırlığının kilogram cinsinden miktarının, boyun santimetre cinsinden uzunluğunun karesine bölünmesi ile elde ediliyor. Buna göre ortaya çıkan rakam 20-25 arasında ise normalsiniz demektir. 25-30 arasında ise yüksek kilolu, 30 üzerinde ise obezsiniz anlamı taşıyor. Ancak biraz önce anlattığımız sebeplerden dolayı bu ölçüm bir kişinin şişman olup olmadığını anlamak için çok ilkel kalıyor. Prof. Bell, Vücut kitle endeksiniz normal çıksa da bu iç organlarınız etrafında yağ depolamadığınız anlamı taşımıyor. İç organları görüntüleyen cihazlarla yapılan araştırmalar zayıf görünen bir kişinin de iç organları etrafında 7 kilo civarında yağ depolayabildiğini kanıtlıyor. Normali ise bu organlar civarında en fazla 1 kilo yağ barındırmak, diyor ve ekliyor: Vücut kitle endeksinin insanı yanıltan bir yanı var. Bu ölçüm sanıldığının aksine bir kişinin vücudunda ne kadar yağ taşıdığını göstermez.

Bunu ancak iç organlarınızı görüntüleyen cihazlarla anlayabilirsiniz. Ancak tabi ki en iyisi bu yağlar oluşmadan önlem almak ve düzenli olarak egzersiz yapmak! Sumo güreşçilerini herkes bilir... Çok şişmandırlar ve vücut kitle endeksleri normalin çok çok üstündedir. Ancak bu kişiler bu yağları iç organları etrafında değil derilerinin altında taşırlar. Bu, sağlıklarını iç yağlar gibi tehlikeye atan bir durum teşkil etmez.
Okan güven

Yorum (0) Yorum yaz!

3 günde 2 kilo kaybedin

 
Hedef: 3 günde ortalama 2 kilo.
Günlük kalori: 500 Kcal


Yüksek protein ve çok düşük kalori içeren yiyeceklere yönelik ve bol su içmeye dayalı diyet, egzersizle desteklendiği takdirde hızlı kilo kaybına neden oluyor. Diyet sırasında açlık dayanılmaz hale geldiğinde aralarda küçük parçalar halinde ananas atıştırılabilir.

1. Gün
Sabah: Bir kase yoğurt ve bir elma
Öğle: Izgara tavuk ve salata
Akşam: Kabak, kereviz sapı, havuç ve domates küçük parçalar halinde dilimlenir ve çok az zeytinyağında kızartılır, tofu (bir tür peynir) eklenerek bir porsiyon tüketilir.

2.Gün
Sabah: Bir kase yoğurt ve bir elma
Öğle: Izgara tavuk ve salata
Akşam: Kabak, kereviz sapı, havuç ve domates küçük parçalar halinde dilimlenir ve çok az zeytinyağında kızartılır, tofu (bir tür peynir) eklenerek bir porsiyon tüketilir.

3.Gün
Sabah: Bir kase yoğurt ve bir elma
Öğle: Izgara tavuk ve salata
Akşam: Kabak, kereviz sapı, havuç ve domates küçük parçalar halinde dilimlenir ve çok az zeytinyağında kızartılır, tofu (bir tür peynir) eklenerek bir porsiyon tüketilir.



Okan güven

Yorum (0) Yorum yaz!

« Önceki | Sonraki »